Bie ay kadar ara verdim bloguma, biraz kafam bozulmuştu diyelim ama özlemişim burayı yine yazıcam inşallah...
Evlendiğim günden beri en büyük kabusum olan eşimin asistanlık süresi sonunda bitiyor, inanamıyorum bitebilen bir şeymiş kendisi, oysa ben alışmıştım artık koşarak yaşamaya, eve misafir çağıramamaya yada misafirlerimle bir başıma sofrada kalmaya, eşim akşam gelecek diye yaptığım yemekleri günlerce tek başıma yemeğe, gece yarısı çalan hasta telefonlarına ... vs vs ...
Beş yıllık asistanlık dönemi önümüzdeki salı günü gerçekleşecek sınav ve tez sunumundan sonra bitiyor... İşte tam da bu sebeple şu an Türkiye'deyiz. Bu sefer çok da özlmiş olduğumu söyleyemeyeceğim ;) Henüz Mart ayında buradaydım. Çok da bunalmaya fırsatım olmadan yine düştüm yollara.
Oradan buraya getirilecekler, buradan oraya götürülecekler, yakın arkadaş ve ailemin oradan sipariş ettiği şeylerin organizasyonu, hediyeler derken son haftam oldukça zor geçti. Kayınvalidem de son haftamızda Tubalardan bize geçti ve bolca gezip alışveriş yaptıktan sonra Türkiye'ye beraber geldik, çok keyifli bir alışveriş festivali gibiydi, uzun zamandır aklımda olan yerlere gittim sayesinde, yorucu ama güzeldi on yıllık vizesi var nasıl olsa yine bekliyoruz inşallah...
Haziran'ın 13 üne kadar buradayım toplamda 1 ay kalmış olucam, bu sefer eşimle geldiğim için sanki temelli dönmüş gibi hissediyorum, insanoğlu ne garip alışkanlıklar şiddetine rağmen aslında ne kadar da geçici...
Yazarım yine hoşçakalın şimdilik....
Sevgiler...
baş harfi e
bir masaldan ziyade bir hikaye...
27 Mayıs 2012 Pazar
24 Nisan 2012 Salı
BİLMEM Kİ...
Burada en çok sahip olduğum şey vakit, bazen blogların arasında gezerken saatler geçtiğini fark ediyorum. Özellikle bazı blogger arkadaşlarım var ki uzun uzun yazıyorlar cümle devrikliğine düşmeden, manadan kopmadan, kendileri hakkında isim ve ipucu vermeden hayata bakışlarını anlatıveriyorlar.- Aslında link de vermek isterim ama unuttuklarıma ayıp olur diye vermeyeceğim-
İşte onları hayranlıkla okuyorum. Blogumu ilk açtığımda burası benim özel mekanım mahremim kafama göre yazarım, söylenirim, çok kırıldıysam iki laf atarım buradan rahatlarım kırdıysam ve yüzüne söylemeye nefsim müsade etmiyorsa buradan ufak bir özür diler hafiflerim diye düşünmüştüm.İçimden geldiği gibi yani...
Ama öyle olmadı. Sanal alemin kapısı yok malesef adresi yazan girip bakıyor, bu sebeple yavaş yavaş gezdiğim yerleri biriktirdiğim bir yer halini aldı burası (çoğu zaman yazarken dikkat etmek zorunda olduğum bir terapi odası, ikisi aynı anda nasıl oluyorsa!!)
Öyle ki blogumun yayınlanmamış taslaklar klasörü yayınladıklarım kadar oldu neredeyse. En komiği de gerçek hayatta selamlaşmaların bile kısıtlı olduğu kimselerin günlük alışkanlıkları arasında beni merak etmek olduğunu öğrenmem oldu ;)
Bazen diyorum ki sadece davetlilere mi açsam blogumu ama nasıl yapılıyor bilmiyorum:( Diyeceğim o ki klavyenin tuşlarına basarken özgürlüğünde eşlik ettiği yazılar daha tatlı, daha güzel. Kararsızım ne yapsam bilmem ki...
İşte onları hayranlıkla okuyorum. Blogumu ilk açtığımda burası benim özel mekanım mahremim kafama göre yazarım, söylenirim, çok kırıldıysam iki laf atarım buradan rahatlarım kırdıysam ve yüzüne söylemeye nefsim müsade etmiyorsa buradan ufak bir özür diler hafiflerim diye düşünmüştüm.İçimden geldiği gibi yani...
Ama öyle olmadı. Sanal alemin kapısı yok malesef adresi yazan girip bakıyor, bu sebeple yavaş yavaş gezdiğim yerleri biriktirdiğim bir yer halini aldı burası (çoğu zaman yazarken dikkat etmek zorunda olduğum bir terapi odası, ikisi aynı anda nasıl oluyorsa!!)
Öyle ki blogumun yayınlanmamış taslaklar klasörü yayınladıklarım kadar oldu neredeyse. En komiği de gerçek hayatta selamlaşmaların bile kısıtlı olduğu kimselerin günlük alışkanlıkları arasında beni merak etmek olduğunu öğrenmem oldu ;)
Bazen diyorum ki sadece davetlilere mi açsam blogumu ama nasıl yapılıyor bilmiyorum:( Diyeceğim o ki klavyenin tuşlarına basarken özgürlüğünde eşlik ettiği yazılar daha tatlı, daha güzel. Kararsızım ne yapsam bilmem ki...
16 Nisan 2012 Pazartesi
Atlantic city gezisi (bol resimli)
Ne zamandır evde öylece oturuyorduk.Artık ciddi ciddi sıkılmaya başlamıştım. Havalar da ufaktan ısınmaya başlayınca zaten müsait olan kanım da kaynamaya başladı. Hep net tarihi muallakta kalan 'Hava güzelken gidilecek yerler' listemize bir göz attık. Atlantic city i seçtik...Uzun zamandır New york a üniversite eğitimi için gelen bir aile büyüğümüzün kızı ve kardeşini de aldık düştük yollara...
Atlantic city new york a yalaşık 2-2.3 saat mesafede okyanus kıyısına kurulmuş turistlik ve yazlık sayılabilecek bir şehir.En büyük özelliği de kumarın yasal olması. Yani Yakın civardaki kumar tutkunlarının hafta sonları hınca hınç doldurdukları bir yer. Günlerden pazar olmasına havanın güzelliği de eklenince oldukça kalabalıktı. Bu cadde plajın hemen bitiminde başlıyor ve oldukça uzun bir yol. Bir tarafı okyanus diğer tarafı hediyelik eşya satan mağazalardan oluşuyor.
Bu binaların üst katları dekor.Sadece alt katlarında faaliyet var bazılarında mak. 2-3 kat. Her milletten insan görmek mümkündü yine.Bolca turist , yığınla fotoğraf makinesi görebilirsiniz.Şu sosyal ağ çılgınlığını anlayamasam da ben de içindeyim galiba :) Herkesin elinde telefonu free wi-fi peşindelerdi kendilerini facebook ,twitter, 4square vb sitelerde etiketlemek için .Hey millet şu anda Atlantic city deyim :))
Fotoğrafın kalitesi çok düşük malesef içeri de fotoğraf çekmek yasaktı kaçak göçek olunca böyle oldu. Civarda bir çok otel var , hepsinin lobysinden başlayan casinolar mevcut,yani içeri giriyorsunuz (otel müşterisi olmanız gerekmiyor) ve kendinizi casino da buluyorsunuz etrafınızda ,makinelerin başında uyuşmaya yüz tutmuş bir sürü insan , her birine ait boş boş bakan gözler ve 100 dolarlık banknotlar oluyor;)Casino çıkışların da ise genelde dünya markalarından oluşan alışveriş merkezlerinden geçiyorsunuz.Eee hay dan gelen hu ya gider işte kazandıysanız onu da kibarca kasamıza bırakın diyorlar:)
Otellerdeki merkezlerde mağazalar outlet olmadığı için fiyatlar çok yüksek.Alışveriş için gitmek isteyen varsa city meydanında target outlet var ,orayı tavsiye derim.
Okyanus kıyısında bir beach picnic yapalım diye düşündüm ve evde ufak tefek birşeyler hazırladım . Oraya vardığımızda çok acıkmıştık zaten aklımı sevdim yani :)
Manzara harikaydı. Her çeşit insan vardı ,biraz güneşi görünce hemen soyunup güneşlenen de mayosuyla denize girmeye çalışıp buz gibi suya ancak diz hizasına kadar dayanabilen de...
İşte ideal çift.Bu iki orta yaş üstü genç sandalyelerini , radyolarını , ince polar battaniyelerini , muthemelen içi yiyecek içecek dolu soğutucularını alıp gelmişler...Saatlerce okyanusu seyredip sohbet ettiler...
Dönüşte hız kesmeyip times square gittik. Hava da güzel olunca çok kalabalıktı.Aslında biraz gerçekçi olana bol ışıklı yüksek binaların olduğu saniyede onlarca turistin yağdığı bir yer ama öyle değil işte müthiş bir enerjisi var .Bir anda içi kaynamaya başlıyor insanın.Seviyorum burayı...
Braynt park ta buz patene kalkmış çimlendirmişler dediler teyit etmeye gittik;)
bu parkı çok seviyorum o hengameden çıkıp saniyeler içinde boyut değişiyor sanki,bir sakinlik bir huzur ...
Beach picnic den ne olur deli gibi acıktık yine. Pizzamızı aldık.Braynt parkta bir güzel yedik..Hava mı çarptı ne oldu bilemiyorum ama çok yorulduk gerçekten ve buradan sonra evin yolunu tuttuk.Çok keyifli bir gündü.
Emeği geçenlere sevgilerle:)
9 Nisan 2012 Pazartesi
piknik sezonu açılmıştır
Türkiye'de en son ne zaman pikniğe gitmiştim hatırlamıyorum bile...Ama burası başka ,alışveriş merkezlerinden ve defalarca yaptığım ,benim için ufak ufak cazibesini yitirmeye başlayan manhattan sokaklarını arşınlamaktan başka bir aktivitenin yok denecek kadar az olduğu bu güzel memlekette havaların ısınmasıyla pikniklerimiz de başladı...
Bugün palisades park da sezonu bruchla açtık ... Grubumuzda öyle biri vardı ki yaşayan tarih , rahmetli Alparslan Türkeş in kızı Çağrı hanım ... Sohbetimiz çok keyifliydi öyle çok merak ettiğim şey vardı ki hakkında mesela Hindistan'daki sürgün günleri ,ilk görüşmemizde biraz bahsetmişti o günlerden ama bu sefer bambaşka şeyler konuştuk , kitaplardan ,yazarlardan ,Osmanlı tarihinden vs...
Her anlamda doydum yani :) tekrarı için sözleştik daha rüzgarsız bir günde inşallah...
21 Mart 2012 Çarşamba
Hamileler bu postu okumasın aşerme krizleri yaşanabilir:)
günler sayılı olunca nasıl da çabuk geçiyor 20 gün kaldım Türkiye de ama, bir göz açıp kapamak kadardı sadece.keşke eşim de benimle gelebilseydi her şey güzel keyifli heyecan dolu ve eksikti...
her gün bir yakınımı ziyaret ettim,hatta öyle ki annem zaman zaman bana gücendi , geldin geleli yüzünü göremedim diye...son haftamın tamamını annemle geçirdim az biraz gönlünü alabilmişimdir diye umuyorum...
dayıcım başta olmak üzere herkes Türkiye ye ait tüm yemekleri tattırmak için uğraştı. dayım bir gün adana kebap bir gün çiğ köfte partisi yaptı benim için. anneannecim Erzincan usulü keşkek yaptı ,babam daha tr ye gitmeden sayıklamaya başladığım leblebili bozamı taa vefa bozacısına giderek aldı vee bir akşam meşhur bulgur pilavını elleriyle hazırladı daha neler neler...
bu arada enes i de çok iyi gördüm maşallah aslan gibi:)
Rabbim şifa bekleyen kim varsa onlara da müjdeler nasip etsin ...
bol yemek resimleri olan bir postla karşınızdayım uyarıyı dikkate alın lütfen hamileler okumasın ;)
Türkiye ye vardığım ikinci gün ikiz kardeşim tubayla akbatı alışveriş merkezi ziyaretimizin finali lahmacun ...
buda annemle fatih ziyaretimizin bonusu:)
aynı günün akşamında pideci ilyas usta nın hakkı :)
bunu hangi ara yedim hatırlamıyorum :)
babamın bir akşam taa vefa bozacısına giderek benim için aldığı leblebili bozam:)
Bir haftanın sonunda evime de ugradım herkes duygusal anlar yaşayacağımdan son derece emindi ama beklenen olmadı:) bıraktığım gibi duruyor maşallah balkonumu özlemişim ama duygusallaşmadım çok mu katıyım ben ya ;)
komşum canım arkadaşım aydan a da uğradım tabi ki ekleri çok sevdiğimi bilir canım benim ben gelmeden sipariş vermiş :)
bu da aydan ın spesiyallerinden özellikle eşim bayılır buna. folyo kağıdının içine bir sıra pastırma bir sıra domates ve bir sıra biberi üst üste koyuyorsunuz aynı işlemi bir kere daha tekrarlıyorsunuz paketi iyice kapatıp sıcak fırına veriyorsunuz ... ben pastırma kebabı diyorum buna nefis oluyor aydan da çok güzel yapmıştı...ellerine sağlık...
dayıcım vee adana kebapları ...çok marifetlidir canım benim ... ellerine sağlık ama bir de kötü haberim var dönünce aynılarından eşim de istiyor göz hakkıymış:)
dayımın çiğ köfteler ile mücadelesi ...ellerine sağlık çok güzel olmuştu...
bu da ben daha Türkiye ye gitmeden babamın beni götürmeye karar verdiği metrelik kabep yapmasıyla meşhur bir kebapçı.. ismini şu anda hatırlamıyorum ikitelli de bir yer merak edenler olursa öğrenir yazarım inşallah. bu arada çok temiz bir yer çok da güzel yapıyorlar.bir daha ki gelişimde hava alnından direk buraya gitmek üzere sözleştik:)
enes yine poz vermek istemiyor :)
sevgiler....
her gün bir yakınımı ziyaret ettim,hatta öyle ki annem zaman zaman bana gücendi , geldin geleli yüzünü göremedim diye...son haftamın tamamını annemle geçirdim az biraz gönlünü alabilmişimdir diye umuyorum...
dayıcım başta olmak üzere herkes Türkiye ye ait tüm yemekleri tattırmak için uğraştı. dayım bir gün adana kebap bir gün çiğ köfte partisi yaptı benim için. anneannecim Erzincan usulü keşkek yaptı ,babam daha tr ye gitmeden sayıklamaya başladığım leblebili bozamı taa vefa bozacısına giderek aldı vee bir akşam meşhur bulgur pilavını elleriyle hazırladı daha neler neler...
bu arada enes i de çok iyi gördüm maşallah aslan gibi:)
Rabbim şifa bekleyen kim varsa onlara da müjdeler nasip etsin ...
bol yemek resimleri olan bir postla karşınızdayım uyarıyı dikkate alın lütfen hamileler okumasın ;)
Türkiye ye vardığım ikinci gün ikiz kardeşim tubayla akbatı alışveriş merkezi ziyaretimizin finali lahmacun ...
buda annemle fatih ziyaretimizin bonusu:)
aynı günün akşamında pideci ilyas usta nın hakkı :)
bunu hangi ara yedim hatırlamıyorum :)
babamın bir akşam taa vefa bozacısına giderek benim için aldığı leblebili bozam:)
babamın elleriyle yaptığı meşhur bulgur pilavı nefisti gerçekten en büyük özelliği hafif ıslak ve bol malzemeli oluşu tarifi verirdim de babamın sırrını ifşa etmeyim şimdi adamcağıza rakipler çıkmasın:)
Bir haftanın sonunda evime de ugradım herkes duygusal anlar yaşayacağımdan son derece emindi ama beklenen olmadı:) bıraktığım gibi duruyor maşallah balkonumu özlemişim ama duygusallaşmadım çok mu katıyım ben ya ;)
komşum canım arkadaşım aydan a da uğradım tabi ki ekleri çok sevdiğimi bilir canım benim ben gelmeden sipariş vermiş :)
bu da aydan ın spesiyallerinden özellikle eşim bayılır buna. folyo kağıdının içine bir sıra pastırma bir sıra domates ve bir sıra biberi üst üste koyuyorsunuz aynı işlemi bir kere daha tekrarlıyorsunuz paketi iyice kapatıp sıcak fırına veriyorsunuz ... ben pastırma kebabı diyorum buna nefis oluyor aydan da çok güzel yapmıştı...ellerine sağlık...
bu da yine aydan dan muhlama ... ne yapacağını şaşırdı benim için çoook teşekkür ederimmm...
bu da anneannemin Erzincan usulü keşkeği:)
buda taa buralarda bulduğum sanki yıllardır tanıyor olduğum feyza ile sohbetimize eşlik eden bol kalorili tatlılarımız.çok teşekkürler feyzacım benim için saatlerce trafik çektin kaltın geldin...
dayıcım vee adana kebapları ...çok marifetlidir canım benim ... ellerine sağlık ama bir de kötü haberim var dönünce aynılarından eşim de istiyor göz hakkıymış:)
dayımın çiğ köfteler ile mücadelesi ...ellerine sağlık çok güzel olmuştu...
bu da ben daha Türkiye ye gitmeden babamın beni götürmeye karar verdiği metrelik kabep yapmasıyla meşhur bir kebapçı.. ismini şu anda hatırlamıyorum ikitelli de bir yer merak edenler olursa öğrenir yazarım inşallah. bu arada çok temiz bir yer çok da güzel yapıyorlar.bir daha ki gelişimde hava alnından direk buraya gitmek üzere sözleştik:)
enes yine poz vermek istemiyor :)
sevgiler....
25 Şubat 2012 Cumartesi
south carolina ve charleston gezisi :)
geçtiğimiz pazar kayınvalidem ve kayınpederim geldiler:) aslında direk new york a gelsinler bir kaç gün bizim evde kalsınlar istedik ama torun sevgisinin önüne geçemedik. daha öncede yazdığım gibi eşimin ablası
( berry cafe ) tuba south caroline columbia da oturuyor . bizimkiler de yolun yarısı diye washington a geldiler. bizde pazar sabah erkenden çıktık ve onları hava alanında karşıladık. yol çok uzun ve kayınvalidemin uzun zamandır şiddetli bel ağrıları var açıkçası uçaktan iner inmez 8 saat de araba yolculuğuna nasıl dayanacağı konusunda endişelerimiz vardı ama maşallah çok dirayetliydi dedim ya torun sevgisi böyle bir şey galiba :)
biz new york da türk marketleri sayesinde her şeye ulaşabiliyoruz çok şükür ama tuba lar resmen mahrumiyet bölgesindeler dolayısıyla kayınpederimin tüm ısrar ve itirazlarına rağmen anne yüreği dayanamamış ve bavulların büyük kısmını erzaklarla doldurmuş ;)
vee malum netice washington hava alanında takılmışlar o yüzden çıkmaları biraz uzun sürdü ama hiç fire vermeden getirdikleri her şeyi sokabilmişler ;) bavullar açılırken kayınpederimi görmenizi isterdim bunu da mı getirdin bunu da mı gizledin bavula ??? diye diye bavul açma merasimi yaptık. bana da çok güzel şallar geldi bayıldım hepsine :) tabi onca erzaktan payıma düşeni de aldım :)
Amerika öyle büyük bir ülke ki sınırlarından çıkmadan 4 mevsimi yaşamak mümkün.yola çıktığımızda new york da serin bir hava vardı sonbaharın sonları gibi washington dan sonra bir kar fırtınasına yakalandık ki feciydi dört gözle anne babasının yolunu gözleyen tuba nın hatırına mümkün olduğu kadar yola devam ettik ama daha fazla gidemeyeceğimizi anlamamız uzun sürmedi. ilk exit ten çıktık ve bir otele sığındık. o görülmeye değer kavuşma anını bir gün ertelemek zorunda kaldık...
ertesi gün south carolina ya vardığımızda güzel bir yaz havası karşıladı bizi... Burada en çok evleri seviyorum dikkatimi çeken bir kaç evin resimlerini çektim...
tubaya vardığımızda heyecanla yol gözlüyorlardı bol öpüşmeli koklaşmalı ağlamalı anlardan sonra sıra bavulları açmaya geldi veee manzara böyleydi...:))
bir berry cafe klasiği olan nefis lezzetlerle dolu soframıza oturduk ve harika sohbet eşliğinde yemeğimizi yedik.masada hep beraber olduğumuza inanmak zor oldu şaka gibi geldi hepimize skype ekranı karşısındaymışız gibiydi:)
ertesi gün charleston a gittik.yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederim Amarikanın en eski şehirlerinden biri.öyle ki zenciler Amerika ya ilk charleston ve civarından giriş yapmışlar .hala da zenci popülasyonu bir çok bölgeye göre oldukça yüksek ,bizim fırsatımız olmadı ama turistler için fayton turları yapılıyor. charleston un çok büyük bir limanı var , bu bölge Amerika için ithalat ve ihracatın can damarlarından biri . çok eski evleri ve arnavut kaldırımı sokaklarıyla bana büyük ada yı anımsattı.her sokağında az ileride deniz olduğunu hissettiren bir atmosferi var.
en ünlü caddesi king street . bu cadde üzerinde charleston city market i görünce arabadan indik ve küçük zannettiğimiz ama bir türlü sonu gelmeyen çarşıya girdik.
bolca hediyelik eşya ,yöresel el sanatları ve yöresel tatları barındıran tezgahların arasında hızlı adımlarla da olsa bir tur atmayı başarabildik...
el örgüsü sepetleri ve kaseleri her yered görmek mümkün genellikle orta yaş üstü zenci kadınlar bir taraftan harıl harıl sepet örmeye devam ediyorlardı...
bu parkta da el örgüsü sepetler satılıyordu...
bir de zoo vardı . ilginç olan hayvanların yanlarına kadar gidebiliyor olmamızdı .bu tavuskuşuna bayıldımmm...geyik , hindi ,beyaz tavus kuşu ,yılan vb bir çok hayvan yoğun ziyaretçi sayısı sebebiyle resmen evcilleşmişlerdi hiç kaçamadılar bizde...
pazartesi vardığımız columbia dan cuma sabah erkenden yola çıktık tam 14 saatlik yolculuğun ardından gece yarısı evimize vardık çok şükür. ve benn yarın istanbul yolcusuyumm:)) enesi görücem :)) bugun eşime her şayi temiz bırakmak adıan (malum çamaşır yıkayamıyor) bol bol çamaşır yıkayıp ütü yaptım .yarında bir kaç yemek yapıp bırakıcam inşallah... buranın saatiyle gece 11 de uçağım kalkacak...
bavullarım hazır çok şükür sağ olsunlar kızlar (cano ve tuba) bolca sipariş verdiler yine oldukça ağır ve tek başıma taşımak zorunda olduğum bavullarım var artık oleeyy :(((
ilk defa yalnız seyahat edicem hafif tedirgin biraz gergin ve biraz da heyecanlıyım. yaklaşık 20 gün kalıp dönücem inşallah herkesi çok özledimm ...
eşimi ilk defa yalnız bırakıyorum nasıl olucak bilmiyorum ben oyalanırım da o burada tek başına ne yapar :(( çok özlicem :(
( berry cafe ) tuba south caroline columbia da oturuyor . bizimkiler de yolun yarısı diye washington a geldiler. bizde pazar sabah erkenden çıktık ve onları hava alanında karşıladık. yol çok uzun ve kayınvalidemin uzun zamandır şiddetli bel ağrıları var açıkçası uçaktan iner inmez 8 saat de araba yolculuğuna nasıl dayanacağı konusunda endişelerimiz vardı ama maşallah çok dirayetliydi dedim ya torun sevgisi böyle bir şey galiba :)
biz new york da türk marketleri sayesinde her şeye ulaşabiliyoruz çok şükür ama tuba lar resmen mahrumiyet bölgesindeler dolayısıyla kayınpederimin tüm ısrar ve itirazlarına rağmen anne yüreği dayanamamış ve bavulların büyük kısmını erzaklarla doldurmuş ;)
vee malum netice washington hava alanında takılmışlar o yüzden çıkmaları biraz uzun sürdü ama hiç fire vermeden getirdikleri her şeyi sokabilmişler ;) bavullar açılırken kayınpederimi görmenizi isterdim bunu da mı getirdin bunu da mı gizledin bavula ??? diye diye bavul açma merasimi yaptık. bana da çok güzel şallar geldi bayıldım hepsine :) tabi onca erzaktan payıma düşeni de aldım :)
Amerika öyle büyük bir ülke ki sınırlarından çıkmadan 4 mevsimi yaşamak mümkün.yola çıktığımızda new york da serin bir hava vardı sonbaharın sonları gibi washington dan sonra bir kar fırtınasına yakalandık ki feciydi dört gözle anne babasının yolunu gözleyen tuba nın hatırına mümkün olduğu kadar yola devam ettik ama daha fazla gidemeyeceğimizi anlamamız uzun sürmedi. ilk exit ten çıktık ve bir otele sığındık. o görülmeye değer kavuşma anını bir gün ertelemek zorunda kaldık...
ertesi gün south carolina ya vardığımızda güzel bir yaz havası karşıladı bizi... Burada en çok evleri seviyorum dikkatimi çeken bir kaç evin resimlerini çektim...
tubaya vardığımızda heyecanla yol gözlüyorlardı bol öpüşmeli koklaşmalı ağlamalı anlardan sonra sıra bavulları açmaya geldi veee manzara böyleydi...:))
bir berry cafe klasiği olan nefis lezzetlerle dolu soframıza oturduk ve harika sohbet eşliğinde yemeğimizi yedik.masada hep beraber olduğumuza inanmak zor oldu şaka gibi geldi hepimize skype ekranı karşısındaymışız gibiydi:)
ertesi gün charleston a gittik.yolunuz düşerse mutlaka uğramanızı tavsiye ederim Amarikanın en eski şehirlerinden biri.öyle ki zenciler Amerika ya ilk charleston ve civarından giriş yapmışlar .hala da zenci popülasyonu bir çok bölgeye göre oldukça yüksek ,bizim fırsatımız olmadı ama turistler için fayton turları yapılıyor. charleston un çok büyük bir limanı var , bu bölge Amerika için ithalat ve ihracatın can damarlarından biri . çok eski evleri ve arnavut kaldırımı sokaklarıyla bana büyük ada yı anımsattı.her sokağında az ileride deniz olduğunu hissettiren bir atmosferi var.
en ünlü caddesi king street . bu cadde üzerinde charleston city market i görünce arabadan indik ve küçük zannettiğimiz ama bir türlü sonu gelmeyen çarşıya girdik.
bolca hediyelik eşya ,yöresel el sanatları ve yöresel tatları barındıran tezgahların arasında hızlı adımlarla da olsa bir tur atmayı başarabildik...
el örgüsü sepetleri ve kaseleri her yered görmek mümkün genellikle orta yaş üstü zenci kadınlar bir taraftan harıl harıl sepet örmeye devam ediyorlardı...
buda tadını merak edip aldığımız bamya kurusu. rengini bu denli korumayı nasıl başardıklarını çok merak ettik.tadıysa biraz şekerliydi.çok güzel diyemiyeceğim tabi ama değişik bir lezzetti...
ardından magnolia plantation garden ı gezdik.burası Amerikanın insanlar tarafından şekillendirilen ilk doğa parkı.adından da anlayabileceğiniz gibi manolya ağaçlarıyla dolu. öyle nefis bir yer ki iyi bir ustanın elinden çıkmış kıymetli bir tablonun içine girmiş gibi hissediyorsunuz...
bu parkta da el örgüsü sepetler satılıyordu...
bir de zoo vardı . ilginç olan hayvanların yanlarına kadar gidebiliyor olmamızdı .bu tavuskuşuna bayıldımmm...geyik , hindi ,beyaz tavus kuşu ,yılan vb bir çok hayvan yoğun ziyaretçi sayısı sebebiyle resmen evcilleşmişlerdi hiç kaçamadılar bizde...
pazartesi vardığımız columbia dan cuma sabah erkenden yola çıktık tam 14 saatlik yolculuğun ardından gece yarısı evimize vardık çok şükür. ve benn yarın istanbul yolcusuyumm:)) enesi görücem :)) bugun eşime her şayi temiz bırakmak adıan (malum çamaşır yıkayamıyor) bol bol çamaşır yıkayıp ütü yaptım .yarında bir kaç yemek yapıp bırakıcam inşallah... buranın saatiyle gece 11 de uçağım kalkacak...
bavullarım hazır çok şükür sağ olsunlar kızlar (cano ve tuba) bolca sipariş verdiler yine oldukça ağır ve tek başıma taşımak zorunda olduğum bavullarım var artık oleeyy :(((
ilk defa yalnız seyahat edicem hafif tedirgin biraz gergin ve biraz da heyecanlıyım. yaklaşık 20 gün kalıp dönücem inşallah herkesi çok özledimm ...
eşimi ilk defa yalnız bırakıyorum nasıl olucak bilmiyorum ben oyalanırım da o burada tek başına ne yapar :(( çok özlicem :(
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)